26 Mayıs 2013 Pazar

Yaz Geldi





Cocuklugumdan beri haziran aylarini hic sevmedim. Okullar kapanir arkadaslarin yazliga gider, takip ettigin diziler tatile girer hatta bazilari final yapar kac senelik aliskanligina veda etmek zorunda kalirsin. Futbol ve basketbol ligleri biter; yetmez, ustune bir de mutlaka sevdigin bir iki sporcu emekli olur. Hele bir de okudugun okuldan mezun oluyorsan bi dolu insana ve yasanmisliklara veda etmek zorunda kalirsin. kisacasi benim icin yaz demek butun duzenin bozulmasi demek oldu hep.

Sonra bisiklet ve tenisle tanistim. Bisiklette bahar klasikleri adi ustunde baharda basliyordu ama ana yemekler mayis ortasi ve temmuz basindaydi. Ayni sekilde tenis icin de suyun kaynama noktasi yaza denk geliyordu. Yani benim icin artik yaz aylari da ilgi cekici olmaya basliyordu.

Fikra gibi zaten; italyan, ingiliz, fransiz bir arada. Giro’dan Tour’a, Rolland Garros’tan Wimbledon’a uzanan yolda, isin tarihinden, siyasetinden ve sosyolojisinden de biraz anliyorsan, bu organizasyonlar koskoca derya deniz. Okunulacak, arastiracak, merak edilecek bir suru sey var iclerinde. Hatta mikro olcekte birer sosyolojik ayna bunlar. Organizasyonlarin kendilerine has rituelleri ve sembolleri icinden ciktigi toplumun kulturuyle fena halde benzerlik gosteriyor. Didi var mesela. Hani su Tour de France’da her sene elinde mizragiyla kosan seytan kostumlu amca. Asil adi Dieter ama Fransizlarin isimlerin ilk hecelerinden sirin isimler yaratma sevdasindan nasibini almis herkes Didi olarak taniyor onu.

Cok uzun suredir yazmiyordum. Baslamis oldum. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder